Çarşamba

Kredi kartına 10 taksitle helal üniversite.

Batı’nın yalnızca kötü yönlerinin ‘alındığı’ bu topraklarda, Batı’nın güzel yönlerinden biri olduğuna dair herkesin az çok hemfikir olduğu üniversite kurumunun durumu nicedir acaba? Batı’dan aldığımız bu kurumun memlekette bilim sevgisine, akıl araçları ile özgür ve eleştirel düşünmeye, genel ahlaka ve teknolojik araştırma-geliştirme faaliyetlerine olan uçsuz bucaksız katkısından söz etmek isterdik. ‘Bilim yuvası’ olduğunu iddia etmeyi alışkanlık haline getirdiğimiz üniversitelerimiz özünde ekonomik ve siyasi statükonun yeniden üretildiği yerler olarak öğrencinin müşteri, öğretim üyesinin memur olduğu, hiyerarşik düzenin ordu mantığıyla işletildiği, taşrayı kalkındırmakla yükümlü binalar ve yerleşkeler topluluğu olarak topluma (?) hizmet etmektedirler. Günümüz Türkiye’sinde, muhafazakar (neyin muhafaza edildiği belli değil tabii) ve neo-liberal ahlak anlayışının rektörden öğrenciye doğru (tam anlamıyla yukarıdan aşağıya) yerleştirildiği ve öğrenci tarafından üzerinde bir saniye bile düşünülmeden içselleştirilen bir dünya, evren anlayışından söz ediyoruz. Eleştirel düşünce, sorma, sorgulama, akıl yürütme, yöntemsel araştırma, işin kuramı, pratiği, amacı, heyecanı, merak boyutu, insan kapasitelerinin geliştirilmesi, bilinmeyenin ortaya çıkarılması, gerçeğin, iyinin, güzelin, doğrunun peşinden sürüklenmek, önyargıların aşılması, tarih-kültür-doğa bilincinin oluşması gibi ‘teferruat’ olarak nitelendirilebilecek her şey –ki Batı’dan alınası kötü şeylerdir bunlar- bu toprakların üniversitelerinde ender olarak karşımıza çıkarlar. Genel olarak, bu kavramları kullanan, benimseyen ya da onlara özlemini dile getirenlere bir çeşit saf ve salak insan muamelesi çekilirken; gerçek ‘öğretim üyelerinin’ günün hep belli saatlerinde çay içtikleri ve hangi dergiden kaç puan alabileceklerini gizli gizli araştırıp belli bir kriteri tutturmak amacıyla harala gürele ‘tezden üretilmemiş özgün bir makale’ yazmaya giriştikleri görülür.

Al sana mis gibi üniversite binası.

Al sana mis gibi üniversite-sanayi işbirliği. Öğretim üyesinin (burada rektörün) işadamının elini öpmesi ile sonuçlanıyor.

Hem muhafazakar olup hem neo-liberal olmak kolay değil tabii. Batı’nın en kötü yanlarından olan dijital teknolojiyi üretmeyi hayal bile edemezken, onu zehir gibi kullanacak, ipad için Kuran-ı Kerim app geliştirecek, twitter hesabı edinip Evrim Kuramı’nın bir safsatadan ibaret olduğuna dair projeksiyon aletiyle Powerpoint sunum yaparken, leyzır poyintır da kullanabilecek zeka kapasitesine sahip olacaksınız. Batı’dan ziyadesiyle almayı başardığımız neo-libaral ekonomik düzeni ve getirdiği bireyin rekabet gücünü arttırmayı ve –nasıl olursa olsun- para kazanmayı öğütleyen ahlak anlayışını benimseyip toplumdaki adaletsizlik, eşitsizlik ve nefretin artmasına hizmet edecek şekilde onun tüm formlarıyla yeniden üretilmesine katkıda bulunmayı bir büyük hizmet sayacaksınız. Sanayi-üniversite işbirliği adı altında şirketlerin üniversiteleri –yani kamu kaynaklarını, öğretim üyelerini, öğrencileri- kendi kar amaçları için hunharca kullanmasına izin verecek, hatta bunu teşvik edecek ve bir rektörün işadamının elini öpmesini içine sindirecek kadar üniversite anlayışından uzak olacaksınız. Öğrenciye okul kimliği diye kredi kartı dağıtacaksın, kampüsü reklam panolarıyla donatıp ‘kariyer günleri’ düzenleyecek ve böylece kendini çağdaş bir üniversite sayacaksın.  Bununla da yetinmeyip mevcut siyasi otoritenin göz kamaştırıcı büyük çekim gücüne kendinizi gönüllü olarak kaptırıp başbakanlara, bakanlara fahri doktoralar dağıtacak ve onların adına üniversiteler kuracaksınız. Yalnızca şeklin kopyalandığı, içeriğin ise olmadığı ve bu gidişle asla olmayacağı bu binalar toplamına ‘üniversite’ demek büyük bir iyimserliktir -ya da hadi adını doğru koyalım- bakan kör olmak demektir. Bu gerçekler karşısında 'küçük at da civcivler yesin' ya da 'sen onu benim külahıma anlat' diyebiliriz kısaca.

"Oku, düşün, uygula, neticelendir."
İşte hayatımıza ışık tutan özlü sözler, pahalı mermerlerin üzerine resimle birlikte asılmayı hak etmiyor mu gerçekten?
Bugünlerde 2012 Nobel Ödüllerinin sahipleri açıklanıyor. Bilim, üniversite, özgür ve eleştirel düşüncenin tarihine aşina olanlar üzülerek görecektir ki, bu İngilizce tabirle awe-inspiring, jaw-dropping ve mind-blowing araştırmaların hiç biri gezegenin Yakın Doğu ya da Orta Doğu olarak tanımlanan coğrafyalarında yapılmamış. Mevcut siyasi-ekonomik konjektürü yeniden üretmekten ve onu perçinlemekten başka işe yaramayan sözde üniversitelerle dolu bu topraklarda bizi hala tutan bir şey varsa, o da bize ilham vermeye devam bir avuç düşünür, bilim insanı ve sanatçıdır.

Resim yazısına gerek var mı?

Hadi Batı'dan ilham alalım: http://www.nobelprize.org/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder